11. Yargı Paketi: Cezaevlerini Rahatlatan, Toplumu Tedirgin Eden Düzenleme
- Yargı Paketi Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme, kamuoyuna “eşitsizlikleri giderme” ve “infaz sistemini dengeleme” gerekçeleriyle sunuldu. Ancak paketin içeriği ve muhtemel sonuçları, adalet duygusu ve toplumsal güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Yasa ile birlikte, 31 Temmuz 2023 tarihinden önce suç işlediği hâlde hükmü kesinleşmediği için Covid-19 döneminde getirilen infaz kolaylıklarından yararlanamayan yaklaşık 55 bin hükümlü için yeni bir tahliye yolu açıldı. Bu kişiler, kapalı cezaevinden açık cezaevine ve oradan denetimli serbestliğe üç yıl daha erken geçebilecek.
Kapsam Dışı Suçlar Var, Ama Kapsam İçindekiler Az Değil
Düzenlemede;
- Terör suçları
- Örgütlü suçlar
- Kadına ve çocuğa yönelik kasten öldürme
- Cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı
- Deprem kaynaklı bina yıkımı sonucu ölüme sebebiyet verme
suçlarının kapsam dışı bırakıldığı özellikle vurgulanıyor.
Ancak bu durum, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, yağma, uyuşturucu, tehdit, güveni kötüye kullanma gibi suçlardan hüküm giyen binlerce kişinin erken tahliyesi gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bu suçlar doğrudan toplumun gündelik güvenliğini ilgilendiriyor.
Sorun Yasanın Hukukiliği Değil, Sonuçlarıdır
Yasa teknik olarak yürürlüktedir ve hukuki dayanağı vardır. Tartışma burada başlamıyor. Tartışma, yasanın toplum üzerindeki etkileri noktasında yoğunlaşıyor.
Türkiye’de infaz sistemi, uzun süredir “ceza” kavramını aşındıran bir yapıya dönüşmüş durumda. Yüksek mahkeme kararları kesinleşmeden uzun tutukluluk süreleri, ardından kısa sürede tahliyeler, adalet algısını zedeleyen en temel unsurlardan biri hâline geldi.
Son dönemde, 7–9 yıl arası hapis cezası alan sanıkların yaklaşık bir yıllık tutukluluk sonrası serbest bırakılması, hukuken tartışmalı olmanın ötesinde, vicdanları yaralayan örnekler olarak hafızalara kazındı.
Cezaevleri Doluluk Gerekçesi Olabilir mi?
Resmî veriler, cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde mahkûm barındırdığını gösteriyor. Yaklaşık 304 bin kapasiteli cezaevlerinde 420 binin üzerinde mahpus bulunması, infaz sisteminin sürdürülemez hâle geldiğini ortaya koyuyor.
Ancak şu soru cevapsız kalıyor:
Cezaevleri dolu diye, cezaların fiilen uygulanmaması kabul edilebilir mi?
Cezaevlerindeki yoğunluk, infazın gevşetilmesinin değil, suç politikalarının ve yargılama süreçlerinin yeniden ele alınmasının gerekçesi olmalıdır.
Caydırıcılık Sorunu Derinleşiyor
Ceza hukukunun temel amacı yalnızca cezalandırmak değil, caydırıcılık sağlamaktır. Bir ülkede suç işleyen kişi, “yakalanırsam bile kısa sürede çıkarım” düşüncesine sahipse, o sistem caydırıcı olmaktan çıkmış demektir.
Bugün gelinen noktada;
- Suçun tekrar oranı yüksek
- Mağdur sayısı artıyor
- Toplumda “adalet işlemiyor” algısı güçleniyor
Bu tablo, yalnızca hukukçuların değil, herkesin meselesidir.
Toplum Güvenliği Göz Ardı Edilemez
Yargı paketleri yalnızca mahkûmları değil, serbest dolaşacakları toplumu da ilgilendirir. Devletin temel görevi, suçluya alan açmak değil, suç işlememiş yurttaşın güvenliğini sağlamaktır.
Bugün tartışılan mesele, bir düzenlemenin kanuna uygun olup olmadığı değil;
toplumsal huzuru zedeleyip zedelemediğidir.
Sonuç
- Yargı Paketi, cezaevlerini kısa vadede rahatlatabilir. Ancak uzun vadede:
- Suçun normalleşmesi
- Caydırıcılığın zayıflaması
- Mağdurların adalete olan inancının sarsılması
gibi ağır sonuçlar doğurma riski taşımaktadır.
Adalet, yalnızca tahliye sayılarıyla ölçülmez.
Adalet, toplumun kendini güvende hissetmesiyle ölçülür.
Bugün esas soru şudur:
Cezaevleri mi boşalıyor, yoksa adalet mi?


