İran savaşı Türkiye için hangi riskleri taşıyor?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları ve Tahran’ın bölgedeki misillemeleri Ortadoğu’da tansiyonu hızla yükseltirken, gelişmeler Türkiye açısından da çok boyutlu riskler barındırıyor. Ankara diplomasi vurgusu yaparak taraflara ateşkes çağrısında bulunsa da, olası senaryolar Türkiye’nin güvenliği, ekonomisi ve iç istikrarı açısından dikkatle izleniyor.
Göç ihtimali ve sınır güvenliği
Uzmanlara göre Türkiye açısından en kritik risk, İran’da yaşanabilecek bir iç istikrarsızlığın yeni bir göç dalgasını tetiklemesi. Dış müdahalenin tek başına kitlesel göç yaratmayacağı, ancak rejim karşıtı iç çatışma ihtimalinin tabloyu değiştirebileceği belirtiliyor.
İran’da yaklaşık 2 milyon Afgan mülteci bulunduğu tahmin ediliyor. Olası bir kaos ortamında bu kitlenin Türkiye’ye yönelme ihtimali Ankara’nın en hassas başlıklarından biri olarak görülüyor.
Türkiye-İran sınırındaki Kapıköy Gümrük Kapısı, Gürbulak Gümrük Kapısı ve Esendere Gümrük Kapısı’nda ticari geçişler kontrollü biçimde sürerken, günübirlik yolcu geçişleri karşılıklı olarak durdurulmuş durumda. Türkiye ile İran arasında 534 kilometrelik uzun bir kara sınırı bulunuyor ve bu hattın güvenliği öncelikli konular arasında yer alıyor.
Ekonomik etkiler: Petrol ve turizm
Savaşın uzaması halinde enerji fiyatlarındaki artış Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyebilir. Petrol fiyatlarındaki yükseliş cari açık ve enflasyon üzerinde baskı oluşturabilir.
Ayrıca bölgesel güvenlik algısındaki bozulma turizm gelirlerinde düşüşe yol açabilir. Özellikle yaz sezonu yaklaşırken Ortadoğu’daki istikrarsızlık Türkiye’nin turizm performansını olumsuz etkileyebilir.
İncirlik ve Kürecik üsleri hedef olur mu?
İran’ın misilleme saldırılarında ABD üslerini hedef aldığı biliniyor. Ancak şu ana kadar Türkiye’deki Incirlik Air Base ve Kurecik Radar Station’na yönelik doğrudan bir tehdit bulunmuyor.
Uzman değerlendirmelerine göre İran’ın NATO üyesi bir ülkeyi doğrudan hedef alması düşük ihtimal olarak görülüyor. Böyle bir adımın NATO ile doğrudan çatışma riskini beraberinde getireceği belirtiliyor.
PJAK ve Kürt gruplar güçlenir mi?
İran’da merkezi otoritenin zayıflaması halinde güvenlik boşluğu oluşabileceği ve bunun bazı silahlı gruplara alan açabileceği ifade ediliyor. Türkiye’nin PKK’nın İran kolu olarak gördüğü PJAK ile birlikte İran Kürdistan Demokratik Partisi gibi yapılar olası bir kaos ortamında hareket alanını genişletebilir.
Irak’ta sürgünde bulunan bazı Kürt örgütlerinin İran rejimine karşı ittifak açıklaması yapması da Ankara tarafından dikkatle izleniyor. Böyle bir gelişme Türkiye’nin sınır güvenliği ve terörle mücadele politikalarını doğrudan etkileyebilir.
Türkiye’nin diplomasi hamlesi
Ankara, savaşın başından bu yana hem İran’ın egemenliğine yönelik saldırıları hem de İran’ın üçüncü ülkelere yönelik misillemelerini kabul edilemez bulduğunu açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ateşkes ve müzakere çağrısı yaparak arabuluculuk teklifinde bulundu.
Ancak mevcut askeri tırmanış ortamında kısa vadede arabuluculuk girişimlerinin karşılık bulmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Türkiye’nin bu çağrıyı daha çok ileride oluşabilecek diplomatik fırsatlara hazırlık amacıyla yaptığı yorumları öne çıkıyor.
Bölgesel savaş ihtimali düşük ama riskler sürüyor
Uzmanlara göre kara harekâtı ve geniş çaplı bölgesel savaş ihtimali şu aşamada düşük görülse de, çatışmanın uzaması Türkiye için ekonomik baskı, güvenlik tehditleri ve göç riski anlamına geliyor.
Sonuç olarak Türkiye açısından en hassas başlıklar;
- İran’da iç çatışma ihtimali ve olası göç,
- Enerji fiyatları ve ekonomik dalgalanma,
- Sınır güvenliği ve silahlı grupların hareket alanı,
- NATO dengeleri ve askeri üslerin güvenliği olarak öne çıkıyor.
Ankara’nın önümüzdeki dönemde hem sınır güvenliğini artırması hem de diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışması bekleniyor.


