Suriye’de Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında Pazar günü varılan ateşkes anlaşmasına ilişkin görüşmelerin olumsuz sonuçlanmasının ardından sahadaki tansiyon yeniden yükseldi. SDG yönetimi, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine “direniş” çağrısında bulunurken, Suriye ordusunun operasyonlarını genişletmeye hazırlandığı bildiriliyor.
Geçici yönetimin Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında dün gerçekleştirilen görüşmelerden uzlaşma çıkmaması, ateşkesin fiilen işlemez hale gelmesine yol açtı. Sahadan gelen son bilgilere göre Suriye ordusu Haseke’ye girdi. Bu gelişme, ülkenin kuzey ve kuzeydoğusunda uzun yıllardır fiili bir özerk yapı olarak varlığını sürdüren “Rojava projesinin” sona erip ermediği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Rojava projesi nedir?
“Rojava” kavramı yalnızca Kobani’yi değil, 2012’den itibaren Suriye’nin kuzeyi ve kuzeydoğusunda Kürtlerin kontrolüne geçen tüm bölgeleri kapsayan coğrafi ve siyasi bir tanım olarak kullanılıyor. Kürtçede “Batı” anlamına gelen Rojava, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’deki Kürt bölgelerini kapsayan “Büyük Kürdistan” tahayyülünün Suriye ayağı olarak görülüyor.
Bu yapı, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın fikirleri doğrultusunda şekillenen ve yerel meclislere dayanan “demokratik konfederalizm” modeliyle yönetildi. Özellikle Kobani, Afrin ve Cezire bölgeleri, bu modelin uygulandığı ana merkezler oldu.
Rojava, Suriye Kürtleri açısından sadece bir yönetim modeli değil, aynı zamanda tarihsel olarak inkâr edilen kimliğin görünür hale gelmesi anlamını da taşıyor. 2011 öncesinde Suriye’de Kürtler vatandaşlık hakkından yoksun bırakılırken, mülk edinmeleri ve resmi kimlik sahibi olmaları engelleniyordu. Geçiş dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Ocak ayında yayımladığı kararnameyle Kürtlerin ülkenin “temel unsurlarından biri” olduğu kabul edildi, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Nevruz resmi tatil ilan edildi. Ancak bu adımlar, sahadaki askeri tabloyu değiştirmeye yetmedi.
SDG nasıl ortaya çıktı?
SDG, resmi olarak 2015 yılında kurulmuş olsa da kökeni daha eskiye dayanıyor. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 1979’da Suriye’ye geçmesi ve Esad yönetimi tarafından korunmasıyla, PKK’nın Suriye yapılanmasının temelleri atıldı. Bu çizginin siyasi ayağı olarak Demokratik Birlik Partisi (PYD) 2003’te kuruldu.
Suriye İç Savaşı’nın başlamasıyla PYD’nin askeri gücü olan ve Türkiye tarafından PKK’nın Suriye kolu olarak görülen YPG, Afrin, Kobani ve Haseke’de kontrolü ele geçirdi. Esad yönetiminin bu bölgelerde YPG’ye fiilen alan açması, özerk yapıların kurulmasını mümkün kıldı.
IŞİD’in Irak ve Suriye’de hızla güç kazanması ise SDG’nin ortaya çıkışında kritik rol oynadı. ABD, IŞİD’le mücadele gerekçesiyle YPG öncülüğünde kurulan SDG’ye askeri ve lojistik destek vermeye başladı. SDG’nin kuruluşu 11 Ekim 2015’te Haseke’de ilan edildi.
Kobani kuşatması dönüm noktası oldu
2014-2015 yıllarında IŞİD’in Kobani’yi kuşatması, YPG ve daha sonra SDG için uluslararası görünürlüğün kapısını araladı. ABD öncülüğündeki hava bombardımanı ve YPG’nin sahadaki direnişiyle Kobani IŞİD’den temizlendi.
Bu süreçte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden peşmerge güçleri Türkiye üzerinden Kobani’ye geçti, bazı Özgür Suriye Ordusu grupları da savunmaya katıldı. 26 Ocak 2015’te Kobani’nin tamamen kontrol altına alınması, SDG’nin uluslararası meşruiyet kazanmasında kritik bir eşik oldu.
Rojava’nın genişlemesi ve Türkiye’nin müdahaleleri
Kobani zaferinin ardından SDG, Kobani ile Cezire kantonlarını birleştirmeyi hedefledi ve Tel Abyad’ın ele geçirilmesiyle bu amaç büyük ölçüde gerçekleşti. Böylece Türkiye sınırının önemli bir bölümü SDG/YPG kontrolüne geçti ve 2018’de “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi” ilan edildi.
Bu durum Ankara’nın “terör koridoru” olarak nitelediği yapının oluştuğu gerekçesiyle sınır ötesi operasyonları beraberinde getirdi. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla SDG’nin batıya ve güneye doğru genişlemesi sınırlandırıldı.
Esad sonrası dengeler değişti
Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin düşmesi, Rojava projesi açısından en büyük kırılma noktası oldu. Ahmed Şara liderliğindeki geçiş yönetiminin kurulmasıyla SDG’nin Şam’la kurduğu kırılgan denge sona erdi.
Aynı dönemde ABD’de Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle Washington’un Suriye politikası da değişti. ABD’nin SDG’ye verdiği destek sorgulanmaya başlanırken, Türkiye Suriye’nin yeniden inşasında öne çıkan aktörlerden biri haline geldi. İran’ın sahadaki etkisinin zayıflaması ve Rusya’nın çekingen tutumu da SDG’yi yalnızlaştırdı.

Gelir kaynakları da riske girdi
SDG’nin kontrol ettiği bölgeler, Suriye’nin petrol, doğal gaz, tarım ve su kaynaklarının büyük bölümünü barındırıyordu. Fırat Nehri, Tişrin Barajı ve Deyr ez-Zor’daki enerji sahaları özerk yönetimin en önemli gelir kaynaklarıydı. Uzmanlara göre Suriye’nin enerji kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’i bu bölgelerde bulunuyordu.
Ancak Şam yönetiminin ilerleyişiyle birlikte bu kaynakların yeniden merkezi yönetimin kontrolüne geçmesi bekleniyor. ABD’nin SDG’ye sağladığı mali desteğin geleceği de belirsizliğini koruyor.
Rojava için kritik eşik
Şam–SDG ateşkesinin çökmesi ve ordunun Haseke’ye girmesiyle birlikte Rojava projesinin geleceği hiç olmadığı kadar belirsiz hale geldi. Uzmanlara göre önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler, Suriye Kürtlerinin onlarca yıldır kurmaya çalıştığı özerk yapının kalıcı olarak sona erip ermeyeceğini belirleyecek.


