Erdoğan ve Fidan’ın ABD temasları şüpheleri artırıyor
Orta Doğu’da tırmanan savaş, bölgeyi giderek daha tehlikeli bir noktaya taşıyor. Türkiye ise son günlerde yaşanan füze krizi ve diplomatik temaslar nedeniyle, bazı çevrelerde doğrudan bir çatışmaya çekilme riskiyle karşı karşıya görülüyor.
Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu hafta ABD Başkanı Donald Trump ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeler, tam da İran-İsrail savaşının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti. Bu zamanlama, diplomatik gözlemciler tarafından Türkiye’nin bölgedeki savaşa sürüklenme ihtimalinin yüksek olduğu şeklinde yorumlanıyor.
NATO’nun açıklaması gerilimi artırdı

İran’dan fırlatıldığı ve Türkiye’ye yöneldiği belirtilen balistik füze, NATO’nun Doğu Akdeniz’de konuşlu hava ve füze savunma sistemleri tarafından düşürüldü. NATO sözcüsü Allison Hart, “İran’ın Türkiye’yi hedef almasını kınıyoruz” açıklamasını yaptı ve ittifakın Türkiye’nin yanında olduğunu vurguladı.
Bu açıklama, ilk anda Türkiye’nin doğrudan bir çatışmanın içine sürüklendiği izlenimini yarattı ve haklı olarak endişeleri artırdı.
Türk yetkililer: Hedef Türkiye değildi
İsmi açıklanmayan bir Türk yetkili, füzenin Türkiye’yi hedef almadığını ve muhtemelen rotasından saptığını açıkladı. Yetkiliye göre füzenin asıl hedefi Güney Kıbrıs’taki bir askeri üstü. Bu çelişkili bilgiler, NATO’nun ilk açıklamasının abartılı veya yanlış yorumlanmış olabileceği şüphesini gündeme getirdi.
Diplomatik temaslar hızlandı
Füze krizi sonrası Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi ile telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede Türkiye’nin endişeleri iletildi ve çatışmanın bölgeye yayılmaması gerektiği vurgulandı.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise olayın NATO’nun kolektif savunma mekanizması olan North Atlantic Treaty Article 5 maddesini tetiklemeyeceğini açıkladı. Bu madde, NATO üyesi bir ülkeye yapılan saldırının tüm ittifaka yapılmış sayılmasını öngörüyor.
Türkiye’nin savaşa çekilme riski
Uzmanlar, Türkiye’nin İran ile doğrudan bir çatışmaya girmesinin, bölgesel bir krizi hızla küresel bir krize dönüştürebileceğini belirtiyor. Türkiye’nin NATO üyesi olması, olası bir çatışmada ittifakın da doğrudan devreye girmesi riskini doğuruyor.
Bu nedenle Ankara’nın diplomatik dili koruması ve gerilimi düşürme çabası, şu an için en kritik önlem olarak öne çıkıyor.
Provokasyon mu, savaşın kaosu mu?
Ortaya çıkan tablo iki farklı yorumu mümkün kılıyor:
- Olay, füzenin rotasından sapması veya radar verilerinin yanlış değerlendirilmesi nedeniyle teknik bir hata olabilir.
- Veya Türkiye, bölgesel savaşın içine çekilmeye çalışıldığı bir provokasyonla karşı karşıya olabilir.
Her halükârda İran-İsrail savaşı genişlerken, Türkiye bu fırtınanın ortasında bulunuyor. Önümüzdeki günlerde atılacak diplomatik adımlar, Ankara’nın krizden nasıl çıkacağını belirleyecek. Çünkü Orta Doğu’da başlayan her büyük savaş, er ya da geç tüm bölgeyi içine çekme potansiyeline sahiptir.


