“Amerika istedi, Erdoğan verecek” tartışması
Beylikova’daki kaynakların geleceği konusunda ABD ile olası iş birliği de tartışmaların odağında. Bu durum, kamuoyunda zaman zaman “Amerika istedi, Erdoğan verecek” şeklinde yorumlanıyor. Tartışmanın esasını, Türkiye’nin sahip olduğu kaynağı hangi ülkenin teknolojisiyle işleyeceği, rafinaj ve ileri teknoloji üretiminde kiminle ortaklık kuracağı ve teknoloji transferi karşılığında hangi koşulların kabul edileceği oluşturuyor. Dolayısıyla mesele yalnızca madenin kime verileceği değil, Türkiye’nin bu stratejik kaynağın değer zincirinde ne kadar söz sahibi olacağı…
Eskişehir’in Beylikova ve Sivrihisar ilçelerinde bulunan nadir toprak elementi (NTE) sahalarında yeni bir aşamaya geçildi. 258 taşınmaz için alınan acele kamulaştırma kararı, bölgede planlanan madencilik faaliyetleri ve endüstriyel tesislerin önünü açmayı hedefliyor. Ancak Türkiye’nin dev bir kaynak olarak açıkladığı sahayı yüksek teknoloji ürünlerine dönüştürebilmesi için asıl kritik aşama, cevherin ayrıştırılması ve rafinajı olacak.
Eskişehir’in Beylikova ve Sivrihisar ilçelerinde bulunan nadir toprak elementi sahaları için önemli bir adım atıldı. 31 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, bölgede bulunan 258 taşınmazın acele kamulaştırılmasına karar verildi.
Kamulaştırma, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen proje kapsamında gerçekleştirilecek. Yaklaşık 2,65 milyon metrekarelik alanı kapsayan işlemle açık ocak sahaları, cevher ve pasa stok alanları, yollar, atık barajı, üretim tesisleri ve yardımcı altyapıların kurulmasının önü açılacak.
Kamulaştırma neden yapıldı?
Bölgede nadir toprak elementlerinin işlenmesine yönelik çalışmalar bir süredir devam ediyor. Eti Maden tarafından 2023 yılında devreye alınan pilot tesiste yılda yaklaşık 1.200 ton cevher işleniyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da Beylikova’daki kaynakların işlenmesi amacıyla 2026 yılında yeni bir fabrikanın temelinin atılacağını ve tesisin iki yıl içerisinde üretime geçirilmesinin hedeflendiğini açıklamıştı.
Son kamulaştırma kararı, bu yatırım takvimi kapsamında ihtiyaç duyulan arazilerin daha hızlı şekilde temin edilmesini amaçlıyor.
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel’e göre kamulaştırmanın temelinde madencilik faaliyetlerinin hukuki gereklilikleri bulunuyor.
Yüksel, madenlerin Anayasa gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, madencinin ise ruhsatla madenin mülkiyetini değil işletme hakkını elde ettiğini belirtiyor. Madencilik faaliyetlerinin yürütülebilmesi için yer üstünde kazı, tesis ve altyapı alanlarına ihtiyaç duyulması halinde ise özel mülkiyetteki arazilerin kamulaştırılabildiğini ifade ediyor.
Acele kamulaştırma yöntemi ise uzun sürebilecek hukuki süreçler beklenmeden projenin ilerletilmesine imkân sağlıyor.
694 milyon tonluk kaynak tartışması
Beylikova-Kızılcaören sahası, Türkiye’nin nadir toprak elementleri açısından en önemli bölgelerinden biri olarak gösteriliyor.
Sahanın büyüklüğü 2022 yılında 694 milyon ton olarak açıklanmış ve bu rakam Türkiye’nin Çin’in ardından dünyanın en büyük NTE kaynaklarından birine sahip olduğu şeklinde yorumlanmıştı.
Ancak uzmanlar burada önemli bir ayrıma dikkat çekiyor: kaynak ile rezerv aynı şey değil.
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, kamuoyunda “694 milyon ton rezerv” olarak ifade edilen miktarın teknik açıdan kaynak niteliğinde olduğunu savunuyor.
Madencilikte “kaynak”, yer altında tespit edilen toplam jeolojik miktarı ifade ederken, “rezerv” ekonomik ve teknik olarak çıkarılabileceği kanıtlanmış, işletme projesi hazırlanmış kısmı ifade ediyor.
Bu nedenle 694 milyon tonluk rakamın tamamının ekonomik olarak çıkarılabilir ve işlenebilir nadir toprak elementi anlamına gelmediği belirtiliyor. Ayrıca uluslararası standartlara uygun bağımsız bir doğrulama raporunun kamuoyuna sunulmamış olması da tartışma konusu.
694 milyon tonun tamamı NTE değil
Beylikova sahasının yalnızca nadir toprak elementlerinden oluşmadığına da dikkat çekiliyor.
Eti Maden’in raporlarına göre bölgede NTE’lerin yanı sıra farklı mineraller de bulunuyor. Dolayısıyla açıklanan 694 milyon tonluk toplam miktarın tamamını saf nadir toprak elementi olarak değerlendirmek doğru değil.
Maden mühendisleri açısından kritik nokta, cevherin içindeki NTE’lerin hangi yoğunlukta bulunduğu ve ekonomik olarak ne kadarının ayrıştırılabileceği.
Başka bir ifadeyle, yer altında büyük miktarda cevher bulunması tek başına yüksek miktarda saf nadir toprak elementi üretilebileceği anlamına gelmiyor.
Türkiye için asıl sınav ayrıştırma ve rafinaj
Nadir toprak elementlerinde en önemli sorun yalnızca madeni çıkarmak değil. Cevherin içindeki farklı elementlerin birbirinden ayrılması ve yüksek saflıkta ürünlere dönüştürülmesi oldukça karmaşık kimyasal işlemler gerektiriyor.
Beylikova’daki pilot tesiste 17 farklı elementten beşinin konsantre olarak elde edilebildiği belirtiliyor. Ancak asıl teknolojik aşama bundan sonra başlıyor.
Bu beş elementin birbirinden ayrıştırılması, saflaştırılması ve daha ileri aşamalarda metal veya yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi gerekiyor.
Dolayısıyla Türkiye açısından stratejik soru yalnızca “ne kadar NTE var?” değil; bu elementleri ne kadar verimli çıkarabilir, ayrıştırabilir ve yüksek saflıkta ürüne dönüştürebilir?
Çin dünya pazarında açık ara lider
Nadir toprak elementleri son yıllarda ABD ile Çin arasındaki teknoloji ve ticaret rekabetinin en önemli başlıklarından biri haline geldi.
Çin, küresel NTE madenciliğinin yaklaşık yüzde 70’ini, işlenmiş nadir toprak elementlerinin ise yaklaşık yüzde 90’ını kontrol ediyor. Bu durum Pekin’e tedarik zincirinin yalnızca maden üretiminde değil, işleme ve rafinaj aşamalarında da önemli bir avantaj sağlıyor.
NTE’ler güçlü kalıcı mıknatısların üretiminde kullanılıyor. Bu mıknatıslar elektrikli araç motorlarından rüzgâr türbinlerine, robotlardan savunma sistemlerine ve havacılık teknolojilerine kadar çok sayıda stratejik sektörde kullanılıyor.
Cep telefonları, bilgisayarlar, tıbbi görüntüleme cihazları ve lazer teknolojileri de NTE’lerin kullanıldığı alanlar arasında bulunuyor.
Türkiye’nin NTE diplomasisi
Nadir toprak elementlerinin stratejik öneminin artması, Beylikova sahasını yalnızca bir madencilik projesi olmaktan çıkararak Türkiye’nin dış politika ve tedarik güvenliği gündeminin de parçası haline getiriyor.
Türkiye ile Çin arasında Ekim 2024’te doğal kaynaklar ve madencilik alanında iş birliğini geliştirmeye yönelik mutabakat zaptı imzalanmıştı. Anlaşma kapsamında kritik mineraller ve nadir toprak elementleri de yer alıyor.
Öte yandan Türkiye’nin ABD ile de NTE’ler konusunda olası iş birliği seçeneklerini değerlendirdiğine ilişkin haberler gündeme gelmişti. Tartışmaların merkezinde özellikle teknoloji transferi, rafinaj kapasitesi ve üretim zincirinin hangi ülkelerle kurulacağı bulunuyor.
Londra Enerji Kulübü Başkanı Mehmet Öğütçü’ye göre konu artık yalnızca madencilik veya enerji politikası kapsamında değerlendirilemez. NTE’ler savunma sistemleri, radarlar, füzeler, insansız araçlar, çipler, haberleşme sistemleri, elektrikli araçlar ve enerji teknolojileri açısından kritik girdiler arasında bulunuyor.
Bu nedenle Türkiye açısından mesele, yalnızca Eskişehir’deki kaynağın büyüklüğü değil; kriz ve çatışma dönemlerinde bu kritik hammaddelere erişimin güvence altına alınması ve üretimin mümkün olduğunca ülke içinde gerçekleştirilmesi.
“Kimde ne kadar var?” sorusundan daha fazlası
Nadir toprak elementleri isimlerinin aksine dünyanın birçok bölgesinde bulunuyor. Asıl sorun, bunların ekonomik olarak işletilebilir yoğunlukta bulunması ve cevherden birbirinden ayrıştırılmasının yüksek maliyet ve ileri teknoloji gerektirmesi.
Bu nedenle Beylikova projesinin başarısı yalnızca rezerv veya kaynak miktarıyla ölçülmeyecek.
Türkiye’nin önündeki temel hedef; cevheri çıkarmak, elementleri ayrıştırmak, rafine etmek ve nihayetinde yüksek katma değerli teknoloji ürünlerine dönüştürmek.
31 Ağustos’taki acele kamulaştırma kararı bu zincirin madencilik ve tesisleşme aşamasını hızlandırmayı amaçlıyor. Ancak Türkiye’nin NTE alanında gerçek bir stratejik avantaj elde edip edemeyeceğini belirleyecek asıl unsur, bu kaynağı ileri teknolojiye dönüştürebilecek yerli üretim ve rafinaj kapasitesinin ne ölçüde kurulabileceği olacak.


