Sosyal medyada milyonlarca kişiyi etkisi altına alan 80’ler akımı eğlenceli bir nostalji trendi gibi görünse de uzmanlar önemli bir güvenlik riskine dikkat çekiyor. Kullanıcıların yüzlerinin net biçimde görüldüğü fotoğrafları yapay zekâ destekli uygulamalara yüklemesi, biyometrik verilerin kötüye kullanılması, kimlik taklidi ve hedefli siber saldırılar açısından yeni fırsatlar yaratabilir.
Sosyal medyada son dönemin en popüler akımlarından biri 1980’li yıllara dönüş oldu. Kullanıcılar, yapay zekâ destekli uygulamalarla saçlarını, kıyafetlerini ve fotoğraflarının arka planını değiştirerek kendilerini 80’li yıllarda çekilmiş gibi gösteren görüntüler oluşturuyor.
Kimi kendi fotoğrafını, kimi ise aile albümündeki eski kareleri kullanıyor. İş arkadaşlarıyla, arkadaş gruplarıyla hatta öğrencileriyle bu akıma katılanların sayısı da giderek artıyor.
Ancak ortaya çıkan görüntülerin ortak bir özelliği var: Yüzler son derece net.
Bu durum, sosyal medyada daha önce ortaya çıkan “bebeklik fotoğrafını paylaş”, “ilkokul fotoğrafını paylaş” veya “üniformanla fotoğraf paylaş” gibi akımlarla birlikte düşünüldüğünde, kullanıcıların yıllar içinde çok kapsamlı bir görsel arşivi gönüllü olarak dijital platformlara aktardığını gösteriyor.
Uzmanlara göre eğlence amacıyla paylaşılan bu görüntüler, farklı veri setleriyle birleştirildiğinde kullanıcılar hakkında ayrıntılı profiller oluşturulmasına imkan sağlayabilir.
“Hepimizin dijital klonu oluşturuluyor”
Siber güvenlik uzmanı Burak Bozkurtlar, konunun yalnızca bir fotoğrafın paylaşılmasından ibaret olmadığını belirtiyor.
Bozkurtlar’a göre internette yapılan aramalar, izlenen videolar, okunan içerikler, gönderilen mesajlar, konum bilgileri ve dijital platformlardaki diğer davranışlar bir araya getirildiğinde kişiler hakkında oldukça kapsamlı profiller ortaya çıkıyor.
Nerede yaşadığımız, ne iş yaptığımız, ekonomik durumumuz, aile ilişkilerimiz, alışkanlıklarımız ve ilgi alanlarımız gibi çok sayıda bilgi, farklı veri kaynaklarının bir araya getirilmesiyle analiz edilebiliyor.
Fotoğraflar ise bu profilin özellikle hassas bir bölümünü oluşturuyor.
Yüzümüz değiştirilemeyen en önemli veri
Günümüzde yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte bir kişinin yüzünün farklı görüntüler üzerinde kullanılabilmesi veya yüz ve ses bilgilerinin taklit edilmesi giderek kolaylaşıyor.
Bozkurtlar, bu nedenle fotoğrafların biyometrik açıdan önemli bir veri olduğunu vurguluyor.
Bir kullanıcının sosyal medya hesabındaki fotoğrafın, başka kaynaklardan elde edilen bilgilerle eşleştirilmesi halinde kişinin çalıştığı kurum, bulunduğu yer, aile üyeleri ve günlük yaşamına ilişkin daha ayrıntılı bir profil çıkarılabileceği belirtiliyor.
Özellikle kritik altyapılarda, savunma sanayisinde veya kamu kurumlarında çalışan kişiler açısından bu risk daha da önem kazanıyor.
Bir kişinin sosyal medya hesabındaki fotoğrafları ile kurum arşivlerindeki görüntülerinin eşleştirilmesi, saldırganların hedef belirlemesini kolaylaştırabilecek bir veri zinciri oluşturabilir.
Deepfake ve ses klonlama tehdidi
Risk yalnızca kişisel bilgilerin toplanmasıyla sınırlı değil.
Yapay zekâ ile görüntü ve ses üretimindeki gelişmeler, elde edilen fotoğrafların sahte görüntüler oluşturmak amacıyla kullanılmasını da kolaylaştırıyor.
Bir kişinin yüzü ve sesi yeterli miktarda veriyle taklit edilebildiğinde, saldırganlar onun adına hazırlanmış görüntü veya ses kayıtları oluşturabiliyor. Bu içerikler sosyal mühendislik saldırılarında, dolandırıcılıkta, kimlik taklidinde veya şantaj amacıyla kullanılabiliyor.
Uzmanların dikkat çektiği en önemli noktalardan biri de bu verilerin bir kez internete yayıldığında tamamen geri alınmasının son derece zor olması.
Telefon, banka kartı, şifre veya e-posta adresi değiştirilebilir. Ancak biyometrik kimlik bilgileri aynı şekilde değiştirilemiyor.
Bu nedenle uzmanlar, “Her şeyinizi değiştirseniz de yüzünüzü değiştiremezsiniz” uyarısında bulunuyor.
“Sosyal medyayı kullanın ama her fotoğrafı paylaşmayın”
Uzmanlar, bu risklerin sosyal medya kullanımının tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmediğini belirtiyor.
Asıl önemli olanın hangi verilerin, hangi uygulamalara ve hangi amaçla verildiğinin farkında olmak olduğu ifade ediliyor.
Özellikle yapay zekâ uygulamalarına yüklenen fotoğrafların kullanım koşullarının ve veri politikalarının incelenmesi, çocukların ve aile üyelerinin görüntülerinin kontrolsüz biçimde paylaşılmaması ve yüzün yüksek çözünürlükte göründüğü fotoğrafların gereksiz yere herkese açık hale getirilmemesi öneriliyor.
Çünkü bugün yalnızca eğlence amacıyla yüklenen bir fotoğraf, gelecekte bir kimlik doğrulama sisteminin parçası, sahte bir görüntünün kaynağı veya daha kapsamlı bir dijital profilin veri noktası olarak kullanılabilir.
80’ler akımı bu nedenle tek başına bir “siber istihbarat operasyonu” olarak nitelendirilemez. Ancak milyonlarca kişinin yüz ve yaşam bilgilerini gönüllü olarak dijital platformlara taşıması, istihbarat faaliyetleri ve siber saldırılar açısından kullanılabilecek değerli bir veri havuzu oluşturuyor.


