Borsa İstanbul’da eylül ayında yaşanan sert satış dalgası, yatırım fonlarındaki likidite sorununu piyasanın geneline yayarken, futbol kulüplerinin sermaye piyasaları üzerinden yürüttüğü finansman modelinin kırılganlığını da yeniden gündeme taşıdı. Fon soruşturmasıyla birlikte yüzlerce fon tasfiye sürecine girerken, Beşiktaş’ın gerçekleştirdiği hisse satışları ve Tera Grubu ile genişleyen finansal iş birliği, Türk futbolunda değişen finansman modelinin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
Borsa İstanbul, eylül ayını uzun yılların en sert kayıplarından biriyle tamamladı. BIST 100 endeksi, mayıs ayında gördüğü zirvenin ardından yüzde 20’nin üzerinde gerileyerek ayı piyasası bölgesine girdi ve eylül ayını yüzde 16,65 kayıpla tamamladı.
Satış dalgasının merkezinde bazı yatırım fonlarının yatırımcıların para çekme taleplerini karşılamakta zorlanması ve portföylerdeki varlıkların kısa sürede nakde çevrilmek zorunda kalması yer aldı.
Krizin en sert günlerinden biri 17 Eylül’de yaşandı. BIST 100 gün içinde yüzde 7,5’in üzerinde gerilerken endekse bağlı devre kesici çalıştı. Çok sayıda hisse taban seviyeyi gördü. Özellikle düşük likiditeye sahip hisselerde satışların derinleşmesi, fonların portföylerini nakde çevirmekte yaşadığı güçlüklerin piyasa fiyatlarına doğrudan yansımasına neden oldu.
131 fon tasfiye sürecine girdi
Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketinin işlemlerine yönelik kapsamlı tedbirler aldı ve bu şirketlere ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi.
SPK’nın açıklamasına göre söz konusu fonlarda kayıtlı tekil yatırımcı sayısı 455 bin 758 oldu.
Süreç bununla da sınırlı kalmadı. Fonlardaki işlemler ve bazı hisselerdeki hareketlere ilişkin soruşturma genişletildi. Eylül sonu itibarıyla soruşturma kapsamında incelenen hisse sayısının 26’ya, şüpheli sayısının ise 217’ye ulaştığı bildirildi. Bu kişilerden 56’sının tutuklandığı açıklandı.
Borsa İstanbul ekim ayına ise sert dalgalanmanın ardından tepki alımlarıyla başladı. BIST 100, 30 Eylül’deki yüzde 2,79’luk düşüşün ardından 1 Ekim’i yüzde 2,53 yükselişle 12.249,04 puandan tamamladı.
Ancak bu yükseliş, eylül ayında oluşan kaybın tamamının geri alındığı anlamına gelmiyor.
Özellikle küçük ve düşük işlem hacmine sahip şirketlerin hisselerinde yaşanan kayıplar, krizin piyasanın tamamında aynı ölçüde hissedilmediğini ortaya koydu.
Krizin gölgesinde futbol kulüpleri
Borsa İstanbul’daki likidite problemi, futbol kulüplerinin sermaye piyasaları üzerinden kaynak yaratma modelini de yeniden gündeme getirdi.
Türkiye’de futbol kulüpleri uzun süredir sportif gelirlerin yanı sıra sponsorluklar, banka kredileri, sermaye artırımları, hisse satışları ve farklı finansman araçlarıyla bilanço yönetmeye çalışıyor.
Ancak piyasa likiditesinin daraldığı dönemlerde bu araçların maliyeti ve kullanılabilirliği doğrudan piyasa koşullarına bağımlı hale geliyor.
Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri Beşiktaş’ta görülüyor.
Beşiktaş-Tera ilişkisi genişledi
Beşiktaş Futbol Yatırımları ile Tera Holding ve grup şirketleri arasındaki iş birliği, mayıs ayında forma sponsorluğu ile başladı.
Ağustos ayında ise iş birliğinin kapsamının genişletilmesi için görüşmeler yürütüldüğü açıklandı. Bu kapsamda finansal danışmanlık, olası halka arzlar, Tera Yatırım Bankası entegrasyonu ve fonlar üzerinden gerçekleştirilebilecek olası blok satış işlemleri gündeme geldi.
Böylece klasik sponsorluk ilişkisinin ötesine geçen, kulübün finansman ve sermaye piyasası ihtiyaçlarını da kapsayan daha geniş bir iş birliği modeli ortaya çıktı.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Tera’nın Beşiktaş hisselerini doğrudan satın aldığı anlamına gelen kesinleşmiş bir işlem bulunmuyor. Beşiktaş’ın açıkladığı süreç, kulübün sahip olduğu hisselerin Borsa İstanbul’da satılmasına yönelik işlemleri kapsıyor.
Beşiktaş’tan 1,84 milyar liralık hisse satışı
Beşiktaş’ın aynı dönemde gerçekleştirdiği hisse satışları ise kulübün nakit yaratma ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı.
Kulüp, ağustos ayından itibaren Beşiktaş Futbol Yatırımları’ndaki paylarının bir bölümünü Borsa İstanbul’da sattı.
17 Ağustos-2 Eylül dönemindeki satışların ardından kulübün şirketteki payı yüzde 68,51’den yüzde 60,12’ye geriledi.
16 Eylül’de ise Beşiktaş, sermayesinde sahip olduğu 392,8 milyon lira nominal değerli payların Borsa İstanbul’da satışına ilişkin Pay Satış Bilgi Formu’nun onaylanması için SPK’ya başvurdu.
Söz konusu satış yüzde 8,9’luk bir paya karşılık geliyor. İşlemin tamamlanması halinde kulübün Beşiktaş Futbol Yatırımları’ndaki payının yüzde 51,22 seviyesine gerilemesi bekleniyor.
Ağustos ayından itibaren gerçekleştirilen ve planlanan satışların toplam büyüklüğü yaklaşık 1,84 milyar liraya ulaşıyor.
Bu tablo, kulübün kısa vadeli nakit yaratma ihtiyacının sermaye piyasası araçları üzerinden karşılanmasının giderek daha önemli hale geldiğini gösteriyor.
BJKAS hissesi de sert satıştan etkilendi
Beşiktaş Futbol Yatırımları hissesi de eylül ayındaki genel satış dalgasından güçlü biçimde etkilendi.
BJKAS hissesi 16 Eylül’de 2,36 liradan kapanırken, 17 Eylül’de 2,13 liraya, 18 Eylül’de 1,92 liraya geriledi. 23 Eylül’de 1,70 liraya kadar düşen hisse, 1 Ekim’de 1,61 lira seviyesinde kapandı.
Böylece hisse, eylül başındaki seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 26 değer kaybetmiş oldu.
Ancak bu düşüşün tamamını doğrudan fon soruşturmasına bağlamak mümkün değil. BJKAS’taki hareket üzerinde genel piyasa satışlarının yanı sıra kulübün hisse satışları, şirket özelindeki gelişmeler ve yatırımcı beklentileri de etkili olmuş olabilir.
Dolayısıyla fon soruşturması ile Beşiktaş hissesi arasındaki ilişkinin doğrudan ve tek nedenli olduğu sonucuna ulaşmak için yeterli veri bulunmuyor.
Futbolda finansman modeli yeniden tartışılıyor
Borsa krizinin futbol açısından asıl önemi, kulüplerin sermaye piyasalarına giderek daha fazla bağımlı hale gelmesiyle ortaya çıkıyor.
Sponsorluk ile finansman arasındaki sınırların genişlediği, kulüplerin hisse satışı ve sermaye piyasası araçlarını kısa vadeli kaynak yaratmak amacıyla daha yoğun kullandığı bir dönemde, piyasa likiditesindeki bozulma bu modelin kırılganlığını da görünür hale getiriyor.
Beşiktaş örneğinde sponsor ile kulüp arasındaki ilişkinin finansal danışmanlık, olası halka arzlar ve sermaye piyasası işlemlerine kadar genişletilmesi bunun somut göstergelerinden biri.
Ancak bu ilişkinin gelecekte kulübün yönetim kontrolünü nasıl etkileyeceğine ilişkin kesin bir sonuç çıkarmak için daha fazla veriye ihtiyaç bulunuyor. Şu aşamada açıklanan çerçeve, finansal iş birliğinin genişletilmesine yönelik görüşmeleri ve planları ortaya koyuyor.
UEFA kısıtlamaları sona erdi
Beşiktaş açısından finansal tabloda dikkat çeken bir başka gelişme ise UEFA ile daha önce yapılan anlaşmanın tamamlanması oldu.
Kulüp, 2022 yılında UEFA ile imzalanan uzlaşma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini 2025/26 sezonu itibarıyla tamamladığını açıkladı.
UEFA’nın 17 Haziran 2026 tarihli kararıyla söz konusu finansal, operasyonel ve sportif kısıtlamaların 2026/27 sezonu itibarıyla sona erdiği bildirildi.
Bu gelişme, kulübün finansal açıdan daha önce karşı karşıya kaldığı UEFA kaynaklı sınırlamaların sona erdiğini gösterirken, kulübün piyasa üzerinden kaynak yaratma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Asıl sorun borcun çevrilme modeli
Borsa İstanbul’daki fon krizi ile futbol kulüplerinin finansman yapısı aynı olay olarak değerlendirilemez. Ancak iki alandaki gelişmeler, Türkiye’de finansmana erişimin ve likiditenin ne kadar kritik hale geldiğini aynı anda gösteriyor.
Kulüpler açısından sorun yalnızca borcun büyüklüğü değil. Borcun hangi kaynaklarla, hangi maliyetle ve ne kadar süreyle çevrilebildiği de belirleyici hale geliyor.
Sponsorluk gelirlerinin azalması, finansman maliyetlerinin yükselmesi, hisse fiyatlarının gerilemesi veya sermaye piyasalarındaki likiditenin daralması, daha önce kısa vadeli bir finansman aracı olarak kullanılan yöntemlerin maliyetini artırabiliyor.
Bu nedenle Türk futbolunda tartışmanın merkezine artık yalnızca transfer bütçeleri veya borç miktarları değil, finansman modelinin kendisi yerleşiyor.
Kulüplerin gelirlerini artırmadan sürekli yeni finansman kaynaklarına yönelmesi, kısa vadede nakit ihtiyacını karşılayabilir. Ancak uzun vadede borçların ve finansman maliyetlerinin çevrilmesini daha önemli hale getiriyor.
Borsa İstanbul’daki son kriz, bu kırılganlığı futbol sektöründe de görünür hale getirdi.
Türk futbolunun önündeki temel soru artık yalnızca “Borç nasıl çevrilecek?” değil; kulüplerin sürekli yeni finansman arayışına ihtiyaç duymadan, kalıcı ve öngörülebilir gelir yaratabilen bir ekonomik modele nasıl geçeceği.


